Sınır Ötesi ve Sinir Sistemi Arasındaki İlişki

 

Cehennemdeyiz. Cehennemin yanından bir dere akıyor. Hatta bu dere yer yer cehennemin içine akıyor. Ama su cehennemin içine akar akmaz buharlaşıyor çünkü cehennem çok sıcak. Cehennem sıcak olduğu için herkes suya koşuyor ama su hep kaçıyor çünkü burası cehennem ve burada kişiler yanarak ceza çeker. O derece kötü bir durumdayız ki cehennemde su arıyor fakat cehennemin doğası gereği su bulamıyoruz ve bulamayınca da kaderimize kederleniyoruz. Sonra cehennem sakinleri olarak kederli kaderimize tepkimiz dönüşüm geçiriyor ve biri bize halimizi anlatınca gülmeye başlıyoruz. Gülmek güzel ve anti-faşist bir harekettir. Pek çok solcunun faşist olduğu yurdumuzda gülmek sanki muhalefetin işi değilmiş çünkü otorite gülmeyi yasaklamış, ağlamayı zorunlu kılmış ve muhalefet otoriteye boyun eğmiş gibidir. Veya öyleymiş gibi bir hava estiriliyor. Yani aslında işte herkes kendine bir krallık yaratmış, onunla, onun içinde sürdürüyor saltanatını. Yani işte herkes aslında kendi yarattığı dünyacıkta mutluluk ve tatmin peşinde koşuyor. Bu iyi bir şeydir çünkü bir şey peşinde koşmak insanı hareketlendirir. Tabii mutluluk ve tatmin kalıcı değil geçici hisler olduğu için herkes kendine sürekli yeni tatmin ve mutluluk kaynakları ve sebepleri yaratarak geçirmek durumunda kalıyor cehennemdeki zamanını. Bu çok yıpratıcı bir durumdur. Çok koşuyorlar, çok yoruluyorlar. Su da yok. Hava da sıcak. Cezaları sıcakta susuz susuz koşmak. Mahkûmiyet susamış bir halde sıcakta sonsuz susuz koşuş şeklinde zuhur ediyor. Cehennem sakinleri bu yüzden cehennemi hiç sevmiyor ama cehennemsiz de edemiyor. Çünkü cehennem dışında hareket halinde olamayacaklarını düşünüyorlar. Cehennemin dışında var olamayacaklarını dahi düşünüyorlar. Cehennemin dışında mutlu ve tatmin olamayacaklarını söylüyorlar çünkü hareket halinde olmak onların yaşam biçimiymiş. Kafalarındaki düşünce şu: “Cennettekiler bizden daha mutsuz çünkü onların bir amacı yok. Onlar sürekli mutluluk halinde ve devamlı tatmin hissinden muzdarip. Peşinde koşacak bir amaçları kalmadığı için kendilerini mutlu ve tatmin edilmiş zannediyorlar. Ama biz biliyoruz ki insan ancak peşinde koşacak bir şeyi varsa mesuttur.” Cehennemdekilerin cennettekiler hakkındaki bu düşünceleri elbette ki kendi kendilerini teselli etmek için uydurulmuş yersiz ve ipe sapa gelmez düşünceler. Cehennem sakinleri aslında bir akvaryumdaki balıkları andırıyor. Bildiğin gibi sevgili sanatsever, balıklar suyun dışında yaşayamazlar ve bunu bildikleri için de başlarını akvaryumun camına vurmazlar günde en az dört en çok sekiz kere. Balıklar akvaryumda olmalarına rağmen kendilerini okyanustaymış gibi hissetme becerisine sahip hayvanlardır. Bu derece hayal kurabilme kapasiteleri olması onları mutlu kılmaz ama mutsuz da kılmaz. Bu onları bir şey olmaya mecbur kılmaz.

Cehennemin yanından akan dere cennetin yanından da akar. Cennetle cehennemin yanından aynı anda akmak suretiyle cennetle cehennemi birbirinden ayıran bu derede balıklar yaşar. Bu balıklar sürekli hareket halindeki bir suyun içine hapsolmuş olduklarından kendilerini son derece özgür hissederler. Onlar için çelişkili söylemler ve eylemler üretmek bir yaşam biçimidir. Onlar için çelişki özgürlüğün ilk şartıdır. Onlar özgür olmadıklarını düşünmeyi şiddetle reddederler ve asla özgür olmak istemezler. Özgürlüğü peşinde koşulacak bir şeymiş gibi değil, içinde yüzülecek bir şey olarak görürler. Özgür olmayı çok isteyen kişiler çelişkili söylem ve eylemler üretip kendilerine ters düşmek zorundadır onlara göre. Onlara göre ki şunlara inanırlar: “Ben kendimi aşmalıyım. Ben aşılması gereken bir varlığım.” Ve onlar çözülerek, çözülürken, çözülme esnasında düğümlenerek, içine hapsoldukları duruma gülme anında kendilerini aştıklarını sana sana asılırlar.

Deredeki balıkları yer darlığı sebebiyle bir tarafa bırakıp her bakımdan daha aşina olduğumuz akvaryumdaki balıklara dışarıdan bakarsak görürüz ki bir şakanın figüranlarını andıran akvaryum sakinleri bugünlerde bizi gene akvaryumun dışında yaşam olmadığına inandırmaya çalışıyorlar. Oysa bu yanlıştır ve tüm yaşamı balıkların yaşamına indirger. Kendisini kendi yarattığı hapishaneye hapseden bir düşüncedir bu çünkü işte akvaryumun dışında da yaşam var ve hem de çok daha ferah ve geniş yaşamlar, bendine sığmayıp taşan dereler gibi… Tüm yaşamın sadece balıkların yaşamından ibaret olduğunu ve balıkların yaşamından daha başka yaşam biçimlerinin var olmadığını söylemek totaliter bir düşünceyi dillendirmektir ki bu da hayatı sınırlar, yaşam olanaklarını kısıtlar. Yani işte totaliter düşünce hem kendini hem de ötekileri tüketir ve bu yüzden de kötüdür. Kişiler önce kendi sınılırlarını nereye, neden ve nasıl çizeceğini öğrensin. Daha önce kişiler kendilerine sınır koyanın kendileri olduğunu idrak etsin. Mesela akvaryumun sınırları ve balıkların sinirleri ötesinde daha sınırsız ve/fakat son derece sinirsiz bir yaşam olduğunu bilmek ama söylememek ve söylemedikçe de o yaşamı yaşamaktan yoksun kalmak akvaryumun sınırlarına ve balıkların sinirlerine hapsolmuş bir düşüncenin yolunu şaşırarak kafasını cam duvarın yanlış yerine ve hatta bazen yanlış duvara vurmasına sebebiyet vermektedir. O nokta sinir sisteminin iflas ettiği ve sınırların anlam kazandığı noktadır işte. O noktadaki sınırın ötesinde ise sinir sistemi yoktur. Sudan çıkmış balıkları düşün sevgili okur!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s