Yıldönümü Kutlaması Münasebetiyle Yenen, Yenilen Bir Yemek ve Düşündürdükleri

 Kadim bir dostum olmakla kalmayıp aynı zamanda en ezeli, en ebedi ve en edebi düşmanım da olan Kıskaç kendisiyle ilişkilerini beni rencide edecek şekilde yeniden gözden geçirmeye karar vereli dört yıl olur. Bu vesileyle de son derece edebi ve komik bir mektup vasıtasıyla kendisiyle ilişkilerini rencide olmama sebebiyet verecek şekilde yeniden gözden geçirmeye koyuluşunun yıldönümünü kutlamaya çağırır beni. Balabayıs’taki restoranlardan birine gidilecek, orada içki içilip yemek yenilecek, ilaveten manastırda tetkik, temas ve incelemelerde bulunulup aramızdaki ilişkiyle ilgili durumun geldiği nokta masaya yatırılacaktır. Çok geçmeden bir felaketler zincirine dönüşüp bizi birbirimize kenetleyecek ve kenetlerken de parça parça edecek bu yıldönümü kutlamasının ayrıntılarına geçmeden önce Kıskaç’ın bana yazdığı davet mektubunu şimdi ve burada kayda geçirmekte fayda görüyorum. Söz konusu mektup şu sözlerden ibarettir sevgili okur:

 Sevgili kadim dostum ve en ezeli, en ebedi ve en edebi düşmanım,

Biliyorsun ben sana karşı hazırladığım imha planının kurbanı olmuş bir kişiyim. Dolayısıyla da sana olan düşmanlığım gün geçtikçe katlanarak büyürken, sana karşı beslediğim olumsuz duygular da her geçen günle birlikte yok oluşa sürüklemektedir beni bir süreden beridir. Yazdığım, daha doğrusu şu anda yazmakta olduğum bu mektup seni yemeğe çıkarıp besliyormuşum ve dostluğumuzu pekiştiriyormuşum numarası yaparak sana mideni bozacak yemekler yedirmek suretiyle yataklara düşmeni sağlayacak bir davetin hem ürünü hem de üreticisidir. Bu vesileyle Pazar günü saat yedi buçukta gelip seni evinden alacak ve Balabayıs’a götüreceğim. Evinin damında seni bekliyor oluşumu uçan halımın korna sesi vasıtasıyla belirteceğim sana. Arzum korna sesini duyar duymaz dama çıkıp uçan halıma yönelmen ve bununla da kalmayıp uçan halıma binmendir. Böylelikle Balabayıs’a doğru beraber uçabilmemiz için gerekli koşullar sağlanmış olacaktır kanaatindeyim.

 

                                                                                  Hasretle kucaklarım,

                                                                                                Kıskaç.

 

            Eşref vakit gelip çatmış, Kıskaç gerçekten de uçan halısıyla evimin damına park etmiş, kornayı çalmıştır. Gerek Kıskaç gerekse ben en güzel elbiselerimiz içerisinde Balabayıs’a ulaşırız. İşlerin ne denli sarpa saracağı, cereyan eden tüm hadiselerin korkunç bir çelişkiler yumağına dönüşeceği ve durumun içinden çıkılmaz bir hal alacağı restoranın bahçesine adımlarımızı atış biçimimizden bellidir. Kıskaç restorana yan yan girmeyi seçerken ben restorana amutta girerim. Ben amutta olduğum için dünyayı baş aşağı görür ve beynime giden bol miktarda kandan ötürü Kıskaç’ı anormal derecede kırmızı bellerim. Kıskaç kıskaçlarıyla masaları devirir. Garsonlar onu kontrol almaya çalışır. Ben hayretler içerisinde yersiz yurtsuzluğumu korur, ellerimden inerek ayaklarıma binerim. Ellerimden inişimle ayaklarıma binişim kaçınılmaz olarak aynı anda gerçekleşir. Kıskaç bunun üzerine normal rengine döner ve gözümde kırmızılıktan kurtulur. Restoranın müdürü devreye girer ve Kıskaç’ı söz vasıtası ile sakinleştirip düz düz yürümesini sağlar. Restoranın müdürü Kıskaç’a şunları söyler: “Kıskaç bey bu yaptığınız son derece yersizdir. Böyle yan yan yürüyerek kasıtlı bir biçimde masaları devirmek inanın size hiç bir şey kazandırmaz, bilâkis çok şey kaybettirir. Mesela burada yemek yiyememenize sebep olur. Sizi restoranımızın diğer sakinlerine rezil eder, onların gözünde kepaze kılar. Gelin aramızda anlaşıp bu sorunu çözelim ve namazlarımızı kılıp barışalım. Hatta şarap içip Araplara yan gözle bakalım.”

            Kıskaç bu sözler üzerine sakinleşmekle kalmaz, aynı zamanda kahkahalar da atar. Benim atar damarım hala daha son derece şişkindir; o derece şişkindir ki benim atar damarım sanki son derece bile doğru kelime değildir bu şişkinliği tanımlamak için. Herneysedir ama…

            Masamıza oturmuşuzdur artık ve menüden bize sunulan seçenekler arasından günün anlam ve önemiyle uyum içerisinde olacak yemekler seçeriz. Kıskaç türdeşlerinden yengeç kebabını tercih ederken, ben özel sosuyla birlikte sunulan Kılıç şişlerden yemek arzusunu taşıdığımı beyan ederim. İçki olarak ise ben kırmızı, Kıskaç beyaz şarabı seçer. Yemeklerimiz masamıza getirilir. Ben tam ilk lokmayı ağzıma atacakken Kıskaç, “dur!” söyler. Ben durma ama… Maksadım Kıskaç’ı sinir edip komik hallere düşürmek ve kendisini ele rezil edip âleme kepaze kılmaktır. Kıskaç bunun üzerine şunları söyler: “Sana dur dememin nedeni pişmanlık, maksadı midenin bozulmasını engellemekti. Ama sen beni dinlemedin ve lokmayı ağzına attın. Dolayısıyla ne edersen kendine eder, ne ekersen onu biçersin sözlerinden hareketle şunu söyleyebilirim ki midenin bozulmasının sebebi ben değil, sen olacaksın. Aşçıya bol miktarda, neredeyse ancak astronomik rakamlarla temsil edilebilecek miktarda para vererek yemeğine zehir konmasını sağlamıştım. Ama sonra pişman oldum ve sana dur dedim. Sense beni dinlemedin ve kendini mezarını kazdın. Tabii burada kendi mezarını kazdın derken biraz abartıyorum, zira yemeğine konan zehir seni öldürecek miktarda değil, sadece yataklara düşmeni sağlayacak miktardaydı. Dostluğumuzun ve düşmanlığımızın şerefine kaldıralım şimdi kadehlerimizi.”

            Kıskaç’ın bu sözleri üzerine benim dilim tutulur, ne diyeceğimi bilemem, bilsem de söyleyemeyecek bir hale gelirim; tutulmuştur dilim, Kıskaç dilimi kıskaçlarıyla kıskıvrak yakalamış, o günkü bu durum dilimin varlığını imkânsızlaştırmasa bile anlamsızlaştırmıştır. İşte o gün bu gündür ve ben o günden beridir ve bu günden itibaren anlaşılması neden anlaşılmaz olduğunun anlanmasına bağlı olan, kaygı verecek derecede anlamsızmış gibi görünmesine rağmen neden anlamlı olduğunu anlatmaya çalışan ve bunu yaparken de kendi kendini yazarken silen yazılar neşretmeye mahkûm kılınmışımdır.

Namazlarımızı kılıp, şaraplarımızı içip Araplar’a yan gözle bakmış, bu vesileyle de dostluğumuzu pekiştirmiş, ayrıca birbirimize olan düşmanlığımızı da bu dördüncü yıl kutlamasıyla dörde katlamışızdır. Artık dev gibi üst üste dört sıra kürekli kadırgalarla küre-i arzın malum enginlerini yara yara dolaşmaya hazırızdır. Maksadımız ortak düşmanımız olan dalgaları lehimize çevirip hız kazanarak dostluğumuzu pekiştirmeye ve bunu yaparken de birbirimizin kadırgalarını batırmaya yönelik eylemlerde bulunarak düşmanlığımızı inanılmaz boyutlara ulaştırmaya devam etmektir. Ne güzeldir her şey… Ne anlamlıdır tüm bu kelimeler… 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s